Miró’nun imzası neydi?

Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ‘nde bu aralar yine çok ünlü bir sanatçının sergisi var: “Joan Miró, Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar” sergisi.

SSM ailemizin müzesi, bayılırız oraya gitmeye…Bu sefer de Miró gelmiş bizim müzeye 23 Eylül’de, ve biz hala gidememişiz! Çocuklar büyüdükçe hafta sonu gezilerine kalan boş saatleri azalıyor, bir de İstanbul trafiği ile kurs, ödev trafiğini ayarlamak işin içine girince, çocuklara uygun hafta sonu etkinliklerine ulaşmak daha da zorlaşıyor. Bu sefer hafta içi bir gün, iki anne- iki çocuk, fırladık gittik SSM’ye…

Bu sergiyi ben ikinci defa dolaştım, ilki birkaç gün önce ve bir grup kadınla beraber, sanatçı Genco Gülan’ın rehberliğindeydi. Genco Gülan’dan’dan duyduklarımı, müzede aldığımız kılavuzdan öğrendiklerimle birleştirerek ikinci bir tur attım bizim çocuklarla…

Miro sergisinde baskılar, resimler, heykeller, kitaplar arasında, halılar arasında dolaştık. Anlamaya çalışarak, bazen anlamasak da severek dolaştık.

SSM Miro Sergisi Miró Barselona’lı, Katalan, çok yönlü bir sanatçı; Yıllar süren savaşların ve Franco’nun karanlık dönemleriyle beraber güzel İspanya’nın, Akdeniz’in aydınlığının, sürrealist sanatçısı.

Bu bahar Barselona’ya gittiğimde, şehre ve şehri bir açık hava müzesine çeviren Gaudi’ye hayran olmuştum, Öğrendim ki, Joan Miró ve Picasso birbirlerinin çağdaşıymış ve modernist Gaudi’nin açtığı yolda ilerlemişler. Yaşadıkları dönemde de Picasso eserlerinde kübizme doğru ilerlerken Miró surrealist eserler yaratmış.

Daha önce de yazmıştım, sanatın içine doğmamışsak bile, sanata mümkün oldukça yakın olmak gerek bence; hayatımızı güzelleştirmek için, bir ifade dili olarak, hem kendimiz, hem de çocuklar için… Sabancı Müzesi’nde geçtiğimiz perşembe günü saat 5’te SSM’de içerinin çocuk ve ebeveynleriyle dolu olduğunu görmek pek çok annenin de benimle aynı fikirde olduğunu gösterdi bana, ve bu çok hoşuma gitti! ☺

Eve geldikten sonra sordum kızıma:
“Miró sergisinden ne hatırlıyorsun?”
“Mavi…” dedi “…denizin mavisi,”;
“Yıldız…” dedi “…başka dünyaların da varlığını gösteren”;
“Kuşlar…” dedi “…özgürlük için” ve
“Kadınlar vardı.” dedi.
Süper! ☺

Sonra Güzel Şapkalı Kadın ve Yıldız tablosunda, bu eserin Miró’nun olduğunu nereden anlayabileceğimizi yani Miro’nun resimlerde imza gibi kullandığı şeyin ne(ler) olduğunu konuştuk: “Yuvarlak… yıldız… mavi renk… sarı” dedi”… Evet bunlar Miro’nun imzaları ve bence de Miró bu ☺

Öneri: SSM’de 1 Şubat 2015’e kadar sürecek olan Miró sergisini kaçırmayın, derim. Hatta imkanınız varsa çocuklar için düzenlenen eğitim/etkinliklerden birine de katılın. Yer kaldıysa ben de bir etkinliğe kayıt yaptıracağım.

Müze, Resim / Sergi içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sonbahar güzel, ama en eğlenceli mevsimlerin arasında dördüncü sırada!

İngilizce dersinde bizim çocuğa ödev konusu olarak sonbahar mevsimi çıkmış, bizimki çok üzülmüş!
“Ne oldu?” dedim,
“Sonbahar çok sıkıcı! En sevdiğim mevsimler içinde sonuncusu…” dedi. “Diğer mevsimlerde bir sürü eğlenceli şey var!”
“Hadi gel, sonbaharda bile, dışarıda eğlenceli bir şeyler vardır belki” dedim, birlikte parka gittik.

sonbahar kuru yapraklarin uzerinde gezinti1

Önce biraz gözlem yaptık, “Dünyada her şey sürekli hareket halinde, bakalım parkta neler hareket halinde?” dedik.

sonbaharda kargalar hala parktaKargalar duruyordu,
ama karıncalar gitmişti…

Çamların yaprakları duruyordu,
ama pek çok ağacınki dökülmüştü…

Yaprakları duran bitkilerden, sert yapraklı olanların yapraklı yeşildi,
ama yumuşak olanlarınki renk değiştirmiş, sarı ya da kırmızı olmuştu…

Oyun parklarında hala çocuklar vardı,
ama piknik alanları ve banklar boşalmıştı…

Saat henüz 4:30’dü
ama hava kararmaya başlamıştı…

sonbahar etkinligi: sari yaprak toplama

Sonra, biraz da eğlenelim dedik.

Küçüklüğünden beri (tüm çocuklar gibi) suda zıplamaya bayılır, bir su birikintisi bulduk.
“Ama bunlar yağmur çizmesi değil” dedi,
“Olsun, 3-5 zıplamayla bir şey olmaz” dedim, şap şap zıpladık…

Biraz da yaprak yığınlarının üzerinde faşır fuşur dolaştık…

Yerden biraz hazine topladı: kozalak, at kestanesi, sararmış yapraklar ve bir dal!..
Aklıma Neftali geldi, Hayalperest isimli romanın başkahramanı olan çocuk, o da etraftaki hazinelere karşı çok ilgili, çok dikkatli, ve büyük bir koleksiyoncuydu! Neftali, yani Pablo Neruda, toplamış, bizim çocuklar da toplasın…

Spor parkının yanından geçerken bizim çocuk biraz da spor yapacak, yapmazsa olmaz!

Dönerken sordum, “Ne dersin, sonbahar hala kötü mü?”
“Yok, güzel ama, en eğlenceli mevsimlerin arasında dördüncü sırada!…” 🙂

Öneri: 1.Sonbahar gözlemi yapmak için, çocuğunuzla yağmurlu bir havada parkta dolaşmak harika olabilir, biz de arada öyle yapıyoruz.

2. Hayalperest, büyük şair Pablo Neruda’nın çocukluğunu anlatan bir çocuk/ gençlik kitabı. Babası kızımıza yatarken okudu, ben de merak edip sonradan okudum. Biraz hüzünlü ama çok tatlı, içinde çok yaratıcı resimler de var. Neruda’nın çocukluğunda bir dönem, sahip olduğu adalet, naiflik ve gözlem yeteneği Pam Munoz Ryan tarafından şiirsel bir şekilde anlatılmış. Bize hediye eden Dilek arkadaşıma teşekkür eder, size de tavsiye ederim. 🙂

Açık Hava, Park içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dün gece Atatürk geldi penceremden, sabaha kadar birlikte şarkı söyledik, dans ettik…

Bizimki biraz daha küçükken derdi ki, biz iyi geceler deyip gidince, Atatürk geliyormuş pencereden, sabaha kadar şarkı söyleyip dans ediyorlarmış, sabah olunca da gidiyormuş. 🙂

Rüyalarında çocuklar en sevdiklerini, onları en çok etkileyenleri görürler ya, belli ki Atatürk’ü seven bir çocuğun ebeveyniyiz! Biz Atatürk’ü seven ailelerde ve okullarda büyüdük, ne mutlu ki şimdi kızımız da öyle…

Ama bir yanılgım varmış: ben kendimi Atatürk’ü severek büyüyen bir nesil içindeyim sanıyordum, öğrendim ki, biz o nesil içinde sadece bir grupmuşuz. Batıya bakarak ama kendi değerlerine sahip çıkan anne – babaların yetiştirdiği bir grupmuş bizimki. Bugün olan bitene baktığımda bu grubun sandığım kadar büyük olmadığını üzülerek görüyorum.

Benim annem de, babam da Anadolu’daki bir küçük kasabada doğduğu halde, Atatürk’ün gavur olduğunu hiç duymadım bizim sülalede! Devrimler gelenek ve göreneklerimizle hiç çelişmedi, dedelerim şapkalarını takmıştılar, büyükanneler başörtülerini…

Anne-babamın kasabasında ortaokul ve sonrası olmadığından ikisi de büyük şehirdeki akrabalarını yanlarında, rica, minnet ve fedakarlıklarla okumuş, eğitimlerine devam etmişler… Atatürk’ün açtığı yolda ilerlemişler. O gün için eğitimli azınlık olmuşlar. Belli ki Atatürk sevgisi onlara o dönemde ekilmiş.

Ne mutlu ki eğitilmişler, biz eğitildik, umarım en iyi şekilde eğitebiliriz yavrularımızı…

Zira, eğitim, ekonomi ve özgürlük birlikte ilerliyor. Eğitimin olmadığı yerlere düşmanlık, nifak ve sadaka ekonomisi giriyor. Çocuklarımız ve geleceğimizi Allah cehaletten, açlıktan ve bağımlılıktan korusun!

Biz çocukken bayramlara gider, Kurtuluş Savaşı’mızın sembolü gazilerle duygulanır, askerlerle gurur duyardık. Bir Cumhuriyet kadını ve öğretmeni olan annem hala bayramlara gider ve coşkuyla marş söyler; eskiden bizimleydi, şimdi torunlarıyla…

Bugün kızımız da o sevgi ile büyüdüğünden seviyor Atatürk’ü… 10 Kasım’da Atatürk albümü hazırlarken Atatürk’ün iki resmini albüme koymaya kıyamadı, kendisine ayırdı. 🙂

Sevgi ve saygı, sevilene daha çok özellik yüklenebildiğinde büyüyor. Biz de, Atatürk sevgisi için ve bu sevgi ile Selanik’e gittik, o da sonraki yazıda…

Not: Kızımın gece ziyaretçisi sadece Atatürk değil, bir de Barış Manço gelirmiş. Atatürk, Barış Manço ve kızım sabaha kadar şarkı söyleyip dans ediyorlarmış, sabah olunca da giderlermiş. 🙂

Öneri: Atatürk sevgisi 10 Kasım’a ait bir sevgi değil. Bugün hala aksini isteyenlerin ve uygulayanların olduğu dikkate alınırsa, toplumun yarısını oluşturan kadınlar için sağladığı eğitim ve eşitlik hakkı bile Atatürk’ü sevmemize yeter!

Yaşam içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Saygı ve özlemle anıyoruz…

ata1

Atam seni saygı ve özlemle anıyoruz.

Yaşam içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Fındıkkıran’a niyet, Arı Maya’ya kısmet!

afis ari maya

Evden Fındıkkıran Balesine gitmek için çıkmıştık, ama bir saat sonra kendimizi Arı Maya’ya sinema bileti alırken bulduk.

Haftasonu için harika bir programımız vardı, biletlerini çok önceden aldığımız Fındıkkıran balesine gidecektik. Ama hepimizin içini burkan Karaman maden kazası yüzünden Devlet Opera ve Balesi gösterileri haftasonu dahil iptal edilmiş. İptal haberini de maalesef kapıya gidince aldık.

O noktada bizim çocuk ve arkadaşları program yapmaya artık o kadar isteklilerdi ki, eve dönülemezdi! Biz de, bugünlerde sinemalarda gösterimde olan Arı Maya’nın filmine gittik.

Gösterimdeki bu filmin daha önceki filmlerinden farkı ise, Arı Maya’nın ilk defa 3D olarak gösterilmesi. Bu Arı Maya filminin de paylaşma, arkadaşlık, yardımlaşma gibi evrensel değerleri öne çıkartan bir konusu var. (Bir çocuk filminde, konunun içinde moda, savaş, araba ya da prensesler değil de doğa, hayvanlar ve bitkiler olması ekstra hoşuma gitti!) Arı Maya, aynı çayırda yaşayan balarıları ve eşekarılarının kavgasına son verme işinde arabuluculuk yapıyormuş. Yaşasın barış!

Arı Maya romanı 1912’de Alman Waldemar Bonsels tarafından yazılmış ve dünyanın en ünlü çocuk klasiklerinden biri. 160 dile çevrilen Arı Maya kitabının ilk çizgi filmi ise 1975’te yapılmış. Hala televizyonlarda Arı Maya çizgi filmleri gösteriliyor, tiyatrolarda oynuyor, dergisi, oyuncakları var. Arı Maya, arkadaşı Willy ve bilge çekirge Philip, sevecen Cassandra ile birlikte, çayırda geçen maceralarıyla, siz- biz- hepimiz tarafından, kuşaklar boyunca tanınıyor ve seviliyor.

images ari maya eski

Benim açımdan bu filmin başka “bir ilk”i de şu olu: ilk defa kızımla bir filme gidip onunla içeri girmedim, o arkadaşlarıyla girdi. Kızım büyüyor!.. Aslında merak etmedim de değil, acaba yeni Arı Maya bizim seyrettiklerimizden daha güzel mi acaba? Seyreden olursa söylesin lütfen. 🙂

Öneri: Bizim çocuklar Arı Maya’nın sinema filmini beğendiler. Vaktiniz varsa siz de kaçırmayın derim.

Dans /gösteri, Sinema içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Afife, bir modern bale gösterisi

afife afis Sonbahar geldi, güzel programlar başlıyor şehirde, konserler, sergiler, gösteriler ve diğer etkinlikler… Sanat takvimimizin ilk yaprağında “Afife” balesi var.

Kadıköy Süreyya Operası’nda bu sene izlediğimiz ilk sahne performansı İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nden “Afife” balesi.

Afife, ilk kadın tiyatrocumuz Afife Jale’nin hayatını anlatıyor.

1902 doğumlu Afife Jale, o dönemde tiyatro eğitimi alıp 1919’da sahneye çıkmayı başaran ilk Türk (ve müslüman) kadın sanatçı. Hayatı tiyatrocu olmak, sahneye çıkmak için, ailesiyle, sistemle, kural koyucularla mücadeleyle geçiyor. Sonunda başarıyor ama önce beden ve ruh sağlığını kaybediyor, sonra da 39 yaşında hayata veda ediyor…

Beyhan Murphy ‘nin koreografisini yaptığı ve librettosunu yazdığı, müziklerini Turgay Erdener’in bestelediği Afife çok güzel bir modern bale; yalın müziğiyle, kostümleriyle, ışığıyla ve dansçıların harika performansıyla…

Balede Afife’nin hayatı dört dönem ve dört ayrı renkle anlatılıyor: Altın, Kırmızı, Mor ve Gümüş dönemler. Bunların sonunda beyaz elbiseler içinde, akıl hastanesinde hayatı sona eriyor Afife’nin.

afife jale afife balesi anne disari cikalim

Çocuklar baleye (eğitim almaya) gidiyor, ya bale seyretmeye? İDOB’nin sahnelediği Afife çocukla gidilebilecek gerçekten çok güzel bir modern bale. Çocuklar için de konuyu bilince takip etmesi oldukça kolay ve zevkli. 

Afife balesi, aynı zamanda küçük kızımıza, kadınların özgürlükleri açısından (sahneye çıkma konusunda alenen, ama diğer alanlarda da üstü örtülü olarak) Cumhuriyet öncesi ve sonrasını kıyaslama imkanı verdi. Kadınların bu kadar engellendiğini görmek onun için biraz da üzücüydü!..

Kızıma Afife balesinde en çok hangi dönemi beğendiğini sordum; beyaz elbiseli, çocuk gibi seksek oynayan dönemini sevmiş. Kızım orada Afife Jale’nin çocuksuluğunu sevdi, ama aslında Afife’nin orada artık dünyadan elini eteğini çekmek zorunda kaldığı, akıl hastanesindeki son dönemiydi.  Çocukluk ve delilik acaba hangi sebeplerle birbirlerine yakın olabilir? 

Öneri: Afife balesini hem çocuklar, hem de ebeveynleri, içerik ve gösteri kalitesi sebebiyle tavsiye ediyorum. Pek çok çocuğun bale eğitimi aldığı şehrimizde, az sayıda hazırlanan bale gösterilerini kaçırmamak lazım diyorum.

Dans /gösteri içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Rahmi Koç Müzesi’ne gitmek için 10 sebep

Haliç kenarındaki Rahmi Koç Müzesi İstanbul’daki en güzel, en eğlenceli çocuk /genç müzesi bence. Ama ne yalan söyleyeyim, oraya çocuksuz olarak da çok gitmişliğim var!

Gerçek taşıtların, maketlerin sergilendiği, sanayi gereç ve teknolojilerinin tanıtıldığı, eski zamanlara ait taşıt ve teknoloji uygulamalarından örneklere yer verilen ve hem çocuklar hem de yetişkinler için nefis bir müze. İşte size R. Koç Müzesi’ni çocuğunuzla ziyaret etmek için 10 sebep:

  1. Onlarca uçaktan birkaçına girebilsiniz, çocuklar da bizim çocuklar gibi pilot ya da hostes olabilirler. Gerçek uçaklara ek olarak arabalar, kamyonlar, tramvaylar, trenler, itfaiye arabaları da çocukların çok ilgisini çekiyor.

Londra‘dan gelen (ve orada hala bir rotada hizmet vermeye devam eden) 1950’lerden kalma Routemaster otobüse çocuklar geçen sefer bayılmıştı.

187

  1. Eski ve çok özel tasarımlı arabaları görebilirsiniz:

Yaşınıza göre eski Türk filmindeki arabaları, ya da Herry Potter filmindeki uçan arabanın aynısını görebilisiniz. Kızım Herry Potter’ın uçan arabasına bakarken babası da Chevrolet’lere takıldı.

  1. Evimizde kullandığımız elektronik aletlerin içini, nasıl çalıştığını görebilirsiniz:

Bir televizyon, radyo ya da bilgisayarın içini açmanıza gerek yok, (zamanında kardeşim, kuzenim dahil etrafımda bu işi yapan çoktu). 4 zamanlı bir motorun ya da çamaşır makinesinin nasıl çalıştığını da görebilirsiniz. Koc muzesi televizyonun ici

  1. Renkli matematik bölümünde deneyler yapıp hem eğlenip hem öğrenip neden – sonuç ilişkisini araştırmayı geliştirebilisiniz.

Deney konuları köpük, aynalar, eğim, düşme, geometrik cisimler gibi pek çok renkli malzeme ve alternatifle sunuluyor. Bizim çocuk köpük deneyine bayılıyor – ne anladığını bir daha bir sormak lazım 🙂 – Biz bu bölüme her seferinde uğruyoruz.

rahmi koc muzesi sabun kopugu deneyi Rahmi Koc Muzesi matematik deneyi Rahmi Koc eglenceli matematik deney

  1. Hayatınızdaki ilk defa bir denizaltıya inebilirsiniz.

Uluçalireis Denizaltısı bu sefer bizim ana ilgi odağımızdı. Çocukları 7 yaşından once denizaltıya almadıkları ve yaşı yeni tuttuğu için kızım denizaltına ilk defa indi. Başta çok heyecanlıydı, ama aşağıda gördükleri onu o kadar da mutlu etmedi. Sıkışık, sesli ve havasız geldi ona. (Jules Verne’in Denizler Altında 20.00o Fersah‘ını da daha okumadığından belki,  hemen alacağım.)

Kızımın denizaltıyla ilgili tek ortak noktası şnorkelmiş 🙂 öyle dedi. Denizaltı da günde üç kere snorkel yaparmış; yani 15 metrelik borusunu deniz yüzeyine uzatıp içeri temiz hava alırmış!

Denizaltıda için oldukça enternasyonal ve yetişkin bir ilgiye şahit olduk: (fıkralardaki gibi) üç Amerikalı, iki Rus, bir İtalyan, bir İspanyol, bir Fransız, altı Türk vardı ve ziyaretçilerin sadece 2 tanesi çocuktu!

Uluçalireis denizaltisi  denizalti icinde yataklar cok kucuk

  1. Denizaltıların muhteşem gözü olan periskopla etrafa bakabilisiniz. Matematik ve fiziğin basit ama çok faydalı ve etkileyici uygulaması 🙂  Biz ayrılamadık başından!

Rahmi Koc muzesinde cocuk periskopa bakiyor

  1. Dünya seyahati yapan küçük Türk yelkenlilerini görebilirsiniz.

İlk dünya turunu yapan Sadun Boro’nun 10.5 m’lik Kısmet’i, Atasoy’un Uzaklar II’si ve diğerleri. Ailecek ilgimizi çekiyor yelkenliler! Rahmi Koc muzesinde Sadun Boro'nun uzaklar yelkenlisi

  1. Bir planetaryum’u ziyaret edebilsiniz.

Biz bu sefer de oraya daha ulaşamadık. Bir dahakine inşallah.

  1. Maket trenleri çalıştırıp incelebilirsiniz.

Uygulama ödülü alan Selçuk maket trenini görebilirsiniz.

tren maketi Rahmi Koc muzesi 10.  Çok yorulduğunuz için, Haliç kenarında Halat Restaurant, müze içindeki Cafe du Levant ya da yine müze içerisindeki Fenerbahçe şehir hatları vapurunda bir şeyler atıştırabilsiniz.

Öneri: 1.Rahmi Koç Müzesi’ni ziyaret etmek için bir sürü sebep var ama müzenin tamamı bir seferde görülemiyor. Siz de bizim gibi çocuğunuzun yaşına ve ilgilerine göre, ileriki yaşlarında da müzeye gitmeye devam edebilsiniz.

2. Günümüzdeki bilimkurgu ile kıyaslandığında çok naif kalabilir ama çocuk klasiklerinden biri olan Denizler Altında 20.000 Fersah’ı roman ya da çizgi roman olarak alabilirsiniz.

Müze içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Belgrad Ormanlarında, doğa katliamı ve iklim değişikliği karşısında…

cocuklar ormanda oynar

Ormanlarda ruhum dinlenir. Belgrad Ormanları da eskiden yürüyüş yapmak için sık sık gittiğimiz bir yerdi. Yürüyüş parkuru süresince gördüğümüz uçsuz bucaksız yeşilliği, ağaç çeşitliliği ve sayısız ulu ağaçlarıyla “Orman” hep çok etkilendiğim bir yer olmuştur.

Çeşitli koşu, yürüyüş, bisiklet, treking gruplarının da gözdesi olan Belgrad Ormanlarına yazın son günlerinde çocuklarla birlikte kolayca gittik. Mevsim sebebiyle yollardaki deniz müşterileri azalmıştı ve hava soğumadığı için de hala keyifle oturulabiliyordu.

Ulu ağaçlar ve kuş sesleriyle dolu Belgrad Ormanlarına yine hayran olduk. Çocuklarla dev ağaçların gövdelerini okşadık, sarıldık, hışırdayan yaprakların altında serin serin oturduk, toprak kokusunu içimize çektik, kuş seslerini dinledik. Ağaçların gövdesindeki yosunlara bakarak kuzey neresi tespit ettik. Küçük pikniğimizin ardından çocuklar dev ormanı “dev bir oyun alanı” haline getirdiler, oyunlar kurdular, bisiklet sürdüler, eğlendiler.

Belgrad ormanlari cocuklar oyun oynuyorDoğa bizi yine mest etti. Ormana yine aşık olduk…

Gel gör ki, içinde olmaktan bu kadar zevk aldığımız bu doğa parçasını (ve  dünyamızı) koruyamıyoruz ne yazık! Basından okuduğumuz kadarıyla dev Belgrad Ormanımız talan halinde, açılan ara yollar, seyreltilen ağaçlarıyla yavaş yavaş “park” haline getiriliyormuş. Kuzey Ormanları ise tüm itirazlara rağmen kesilerek 3. köprü projesine yenik düşmeye devam ediyor.

Dünya ve Türkiye “dev bir inşaat alanı” halinde, çıkarlar her şeyin önünde!

Bu hafta sonu İstanbul, New York dahil olmak üzere 160 farklı ülkede ve şehirde “Halkların İklim Yürüyüşü” doğaya verilen zarara ve acil önlem alınmasına dikkat çekmek için düzenlendi. 23 eylül 2014’te –yarın- Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-Ki Moon liderliğinde İklim Değişikliği Zirvesi yapılacak. Umarım bu sefer zirvede iyi niyete ek olarak yaptırımı olan kararlar alınır.

İklim değişikliği sonuçlarını seneye ya da 100 sene sonra değil bugün görüyoruz. Büyük abilerin bu kadar pervasız olduğu gezegen ölçeğinde Türkiye’de de doğaya neden bu kadar saygısız davranıldığı aşikar!..

Tabii ben durumu anlamak değil çocuklarımızın ve kendimizin insani yaşam koşullarına sahip olmasını, tüm canlıların da yaşam hakkını korumalarını istiyorum. 350.org iklim değişikliğine karşı farkındalık için uğraşan bir uluslararası bir organizasyon (adı 350 çünkü havadaki karbondioksit parçacık oranının mevcut seviyesi olan 400 ppm’den en fazla 350 ppm’e düşürülmesi gerektiğini, ancak bu sayede dünyanın ve üzerindeki mevcut medeniyetin korunabileceğini söylüyorlar), Açık Radyo ise iklim değişikliğini ilk kurulduğundan beri ana meselelerinden bir olarak işliyor.

Artık doğayı ve dünyayı korumak için hepimizin izleyici olmaktan öteye geçmesi gerekiyor.

Öneri: Çocuğunuz Belgrad Ormanları ile henüz tanışmadıysa zaman ayırıp, ormanı birlikte ziyaret edin. Gittiyseniz de, bir kez daha gidin, bir ağaca birlikte sarılın, sonra talan ve iklim değişikliğine karşı siz de savaşçılardan olun.

Açık Hava, Yaşam içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yakamozla tanıştı: Bir peri denizde sihirli değneği ile ışıklar saçtı

Bu sene Sakız Adasına gittik; hem köylerini, hem de yelkenli bir tekne ile koylarını gezdik. Bizim tekne sevgimizi bilen arkadaşlarım “Çocuklar için tekne iyi bir tatil mi?” diye soruyorlar. Neden olmasın? Kıyıda ve denizde başka şeyleri beğenebiliyoruz ama onlar da eğleniyorlar. Bu sene için belki geç ama seneye aklınızda olsun…

Yunanistan’ın bize en yakın adalarından biri olan Sakız Adası (Chios)’a Çeşme’den feribotla ulaştığımızda araba kiralayarak iki gün köylerde dolaştık ve yetişkinler olarak biz Sakız’ı ve ortaçağ köylerini çok güzel ve özel bulduk. Sonra da gezimize denizde devam ettik.

Ama bu yetişkin bakış açısı idi. Çocuk için ise olay şöyle gelişti:

Araba kiralayıp sıcakta köyleri gezmek çocuk için hiç de eğlenceli değildi! Çevreyi gezerken gördüğü en enteresan şey sakız ağacının gövdesinden sızan reçinemsi sakız damlaları oldu. Bir parça alıp çiğneyerek görsel bilgiyi deneyimle birleştirdi ve tadını sevmedi!

sakiz agaci

Tepelerdeki ya da kale içindeki ortaçağ köylerini, mahallelerini dolaşırken gördüğü sokak ve orta alanlar o kadar dardı ki çocukların nerelerde oynadığını merak etti.

sakiz adasi dar sokaklar sakiz koyleri comarla

İlk defa bir Turunç Müzesine (Citrus Museum) gitti ve oradaki portakal bahçelerini sulayan dev tulumbayı gördü. Tulumba ile su kuyudan çekilebilmesi için atların tulumba etrafında dönmesi gerektiğini müzedeki maketi inceleyince anladı.

Citrus Turunc Muzesi Tulumba maketi Citrus tulumba Sakiz Adasi - Anne Disari Cikalim

Köylere büyükler için katlandı, ama onun için en güzel şeyler teknedeydi:

Kuzu teknede sabahları uyandığında berrak denize atlayarak ayındı.

Eğer aysız bir gecede ve ışıksız bir yerde demirlemişsek, her zaman hepimiz için çok çekici bir gece eğlencesi olan gökyüzünü seyretti, yakamozla tanıştı.

İlk astronomi bilgileri dahilinde, Sevgili Noyan (Eralp)’in tarif ettiği yıldızları buldu: Cezve şeklindeki Büyük Ayı’yı, hiç batmayacak olan Kutupyıldızı’nı gördü. Çaydanlık gibi olan Yay takımyıldızını, çaydanlığın tüten dumanı gibi duran Samanyolu’nu, W şeklinde bir kraliçe tacı olan Kraliçe takımyıldızlarını buldu gökyüzünde. Ve annesinin bir türlü yakalayamadığı kayan yıldızları seyretti.

Yakamoza bayıldı: Karanlıkta elindeki sopayı denizde salladı, bir perinin sihirli değneği ile yıldızlar saçması gibi bizim perimiz de denizde fosforlu ışıklar saçtı. (Ve o sihirli değnek İstanbul’a kadar geldi!)

Tekneden atlayıp yakındaki boş bir kıyıya yüzüp Robinson Crusoe hikayesini dinlemeyi, kıyılarda topladığı taş, kabuk ve diğer ganimetle tekneye dönmeyi sevdi.

Şnorkelle boyunun iki katına dalarak babasının cebinden düşen taşları deniz dibinden çıkarmayı, babasıyla sayısı onu aşan yeni deniz canlılarını görmeyi sevdi.

Yelkenle motor sesi olmaksızın adalar ve koylar arasında gezerken yelkenin biraz yatması onu heyecanlandırdı, bir sure sonra – her zamanki gibi – uykuya daldı. Yelken ayarlarını yaparken babasına yardım için biraz ip çekti.

teknede sabah Yelkenlide uyku Anne Disari Cikalim

Denizi ve tekneyi (bu sene yine) sevdi.

Ama ona sorarsanız, büyüyünce tekne yerine havuzlu bir ev almak istermiş… 🙂

Öneri: 1. Bazı ebeveynlerin endişelendiği gibi tekne çocuklar için çok da korkulacak bir yer değil. Olur olmaz kendini suya atmıyorsa ve denizi seviyorsa tamamdır. Yüzmeyi henüz bilmiyorsa kolluk, simit,  öğrendikten sonra da yüzme gözlüğü, maske, şnorkel ve paletler (ve bir torba oyuncak) sayesinde de tekne gezileri neşeyle tamamlanıyor.

2. Dönüşte tesadüfen karşılaştığımız bir kitap “Kutupyıldızını Bul Kaptan Gaga ve Vega’nın Maceraları” bazı takımyıldızlardan da bahseden, Can Yayınlarından çıkmış tatlı bir ilk okuma kitabı. Yavrularda astronomi, gökyüzü ve yıldızlar için merak uyandırabilir.

oyuncaklar gezide

Açık Hava, Gezi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun

Görsel | Posted on by | , ile etiketlendi | Yorum bırakın