Piyano: İdil Biret mi olacak çocuk, niye koşuyoruz oradan oraya?

Çocuklarımız henüz etki alanımızdayken- yani arkadaşlarını değil, biz anne-babalarını dinlerken- biz ebeveynler onlara olumlu alışkanlıkları edindirmeye çalıştırıyoruz. Bazen bilinçle, bazen içgüdüsel… Bunun için de ders dışı aktivitelere koşarken buluyoruz bazen kendimizi! İyi alışkanlıklardan biri de müzik. Müzik herkese iyi geliyor. Bebeğe, çocuğa, büyüğe… Bir müzik enstrümanı çalınıyorken ortada sözsüz bir diyalog başlıyor ve iyileştirici bir etki yaratıyor.

Geçtiğimiz haftalarda bir gün, aslında ocak ayının İstanbul’daki en karlı gününde, otuz çocuk bir Caddebostan Kültür Merkezi’nde sahneye çıkıp harika müzikler çaldılar. Kimi piyano, kimi keman, kimi bateri… Hocaları da onlara bir enstrümanla -viyolonsel, piyano ya da bas gitar ile- eşlik etti. Sahneye geldiler, kendilerini anons ettiler, hocalarının çaldığı enstrüman eşliğinde kendi enstrümanlarını çaldılar.

piyano

Çocuklar bize çalıp söyledikleri müziklerin duygularını yaydılar. Onların müzikleriyle canlandık, heyecanlandık. Onlar da müzikle bir duyguyu yaymanın, salonun neşelendirmenin sihrini yaşadılar.

kemancilarAynen evliliklerdeki çiftlerin uyumu gibi hocanın çocukla uyumu, çocuğun ilerlemesi ve yaptığı müzikten zevk alması için çok önemli… Bizim çocuk  piyano çalışıyor ve mutlu. Hocamız sadece bizim çocuğu değil bütün çocukları fethetmiş, çok tatlı biri.

koro Bu güzel çocukların aralarında ileride müzisyen olacaklar da çıkacaktır ama çocukların tek kazanımı bir müzik enstrümanı ile birkaç parça çalmak değil, aynı zamanda bunu bir grup önünde, sahnede sunabilmek de, ileride kaçıp nefes alabilecekleri kendilerine özel dünyalarını yaratmak da… Gelişmesi muhtemel matematik zekası henüz ölçümleyemediğimiz bir katkı olduğu için ondan bahsetmiyorum bile! 🙂

Biz çocukların konserinden sonra salondan ayrıldık. Ama çocuklardan sonra bir grup amatör yetişkin de sahneye çıkıp konser vermiş, çocuklar gibi aynı heyacan ve neşeyle… Belli ki, onlar kendilerine kaçıp sığınacakları bir dünya yaratmışlar, ne güzel!

Öneri: Şurası kesin ki, okul çocuğunun boş zamanının bir kısmı da müzik eğitimine ayrıldığında, çocuğa anne ve baba ile dışarıya çıkmak için artık daha az zaman kalıyor, ama olsun! Müzik çalmak da, dinlemek de çağımızda kolayca yıpranan ruhumuza çok iyi gelecek bir uğraşı bence. (Dünyaca) ünlü birer müzisyen olsalar güzel olur, ama olmasalar da çocukları çalacakları bir müzik enstrümanı için yüreklendirmek gelecekleri için bence güzel olur derim.

Reklamlar
Konser, Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Soğuk havada evde zaman nasıl geçer: Zamanı inşa ederek!

Kış bizi kapalı yerlere hapsetmeye başladı. Bahar havasında sonbahar, sonbahar tadında başlayan kış, şimdi de dondurucu soğuklarla sürüyor. Bu hafta İstanbul’da verilen kar tatilinin çoğunda hava karsız ama son derece soğuk ve buzluydu. Biz de ev aktivitelerine verdik kendimizi…

Bugünkü aktivite anne ile dışarıda değil, evde ve babayla! Kızım evde babasıyla basit bir zaman makinasını yaptı: yani bir saat!

saat yapiyoruz1 saat nasıl yapilir2

I do my clock (oyuncağın adı bu) çocuklar için teknololojik oyuncaklar da yapan bir firmanın ürünü. Kutunun içinden çıkan çarklar, zemberek ve zil, satin şeffaf kadranı içinde sırayla yerleşiyor. Talimatlar takip edilerek saat inşa ediliyor. Ve en son sonunda, arkasındaki kurma anahtarı ve sallanan sarkacı ile çıt çıt çalışan, çın çın öten tam bir saat oluyor. Ayrıca pili tak unut misali saatlerden değil, çalışsın diye her gün kurmak gerekiyor.

saatli etkinlik

Pek çok çocuk gibi bizim kızımız da yapılandırma oyuncaklarını sever. Fakat gördüm ki, benim kızımın en çok hoşuna giden şey “saati yapmak” değil, “babasıyla birlikte saati yapmak”mış… 🙂 

masadaki yapilmis saat

Bizim çocuk 18.48’den 19.23’e kadar kitap okuduğunda toplam kaç dakika okuduğunu belki şimdi daha rahat hesaplar. 🙂

Saat çalışma masası üstünde, bugünlerde gündemde olan diğer şeylerin yanında yerini aldı. Elif Şafak’ın 7-14 yaş için çocuk  kitabı Sakız Sardunya da masada ve bugünlerde hep elinde…

Öneri: Yapılandırıcı oyuncaklardan saat hem çok sevimli, hem de işlevsel. Saatin hem nasıl çalışığını gözlemlemesi, hem de zamanın nasıl ilerlediğini ve bileşenlerini anlaması için.

Sakız Sardunya’yı çocuklara tavsiye ediyoruz, oldukça da sürükleyici. Hava soğukken daha mı çok okunuyor bu kitaplar!

Evde içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kopuz Oda Orkestrası’nda kontrbas çalsam!

Zaman zaman bizim çocuğu da alıp, zaman ve mekan açısından bizim için uygun olan klasik müzik konserlerine gidiyoruz, son seferki çok güzel bir oda orkestrası konseriydi: Kopuz Oda Orkestrası’nın konseri.

oda orkestrasi-kucuk cocuk

Kopuz Oda Orkestrası amatör bir orkestra. Amatör çünkü para kazanmak amacıyla kurulmamış bir orkestra bu… Amatör diyorum ama her şeyiyle tam ve harika bir grup, profesyonel olmadıkları için hoş göreceğimiz bazı eksikleri olan bir grup değil…

Bu sene Süreyya Operası’nda Çellistanbul ve Dünya Sahnelerinde Genç Yetenekler konserlerine (bunlarla ilgili paylaşımlarda da bulunacağım) gittiğimizi bilen, kızımın sevgili öğretmeni Vuslat Hanım’ın bize bu konseri haber vermesiyle, konsere gitmeye niyetlendik.

Bizim katıldığımız Kopuz Oda Orkestrası konseri Kadıköy Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde verildi. Geçen çarşamba akşamı (10 Aralık 2014) saat 20:00’de verilen konserde salon tıklım tıklım doluydu.!.. İzleyicilerin arasında bol miktarda çocukların da olması kızımın da benim de çok hoşumuza gitti. 🙂

Kopuz Oda Orkestrası 1982 yılında Prof. Fethi Kopuz tarafından kurulmuş, çeşitli mesleklerdeki müzisyen, müzik öğretmen ve öğrencilerinden oluşan bir amatör bir grupmuş. Türkiye’de çok sesli müziği sevdirmek için okullarda, üniversitelerde, davet edildikleri yerlerde konserler veriyorlar ve çeşitli yaş grubundan soliste de orkestra ile çalma olanağı tanıyorlarmış. Şimdi Saint Joseph Lisesi’nin desteğiyle, onların verdiği bir salonda çalışmalarını sürdürüyorlarmış.

Kopuz Oda Orkestrası’nın bu konserinde şef Şekip Ensari ve yirmiden fazla müzisyen (kemanlar, viyolalar, viyolonseller, piyano ve kontrabas) yer alıyordu. Kızımın öğretmeni (sevgili Vuslat Çiftdal) da bu orkestrada keman çalıyor. Konuk solist ise Şadi Ensari- gitar çaldı. Konser Handel, Vivaldi, Hydn, Mendelson’un dört eserinden oluşuyor ve çocukların da beğeneceği eğlenceli parçalar da yer alıyor.

Grup yarın akşam (18 Aralık 2014)Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi’nde bir konser daha verecek.

kopuz oda orkestrasi

Kızıma sordum, “Kopuz Oda Orkestrası grubuyla çalma imkanın olsa hangi enstrümanı çalmak isterdin?” diye: “Kontrbas çalmak..” istermiş! 🙂 Bizim çocuk 130 cm, kontrbas 195 cm ama olsun… -Küçükken babasıyla Mazy adında bir çizgi film izlerdi, oradaki timsah Charie kontrbas çalardı ve bu uzun süre babasıyla arasında konu olmuştu. Çizgi filmlerinin gücü.. 🙂 

Kopuz Oda Orkestrası konseri seçilen eserleri, performansı, solisti, ücretsiz olması ve mekan açısından ulaşılabilirliği ile harikaydı. Keşke daha sık ve daha çok kişi tarafından izlenebilse, izleyebilsek… Kopuz Oda Orkestrası  ve destekçilerine çok teşekkürler.

Öneri: Şehrinize, mahallenize Kopuz Oda Orkestrası gelirse kaçırmayın, derim. Yarın akşam CKM’deki konserinin davetiyeleri bitmiş ama şansınızı bir deneyin isterseniz. Olmazsa sonraki dönemler  için  gözünüzü dört açın.

Dans /gösteri, Konser içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Miró’nun imzası neydi?

Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ‘nde bu aralar yine çok ünlü bir sanatçının sergisi var: “Joan Miró, Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar” sergisi.

SSM ailemizin müzesi, bayılırız oraya gitmeye…Bu sefer de Miró gelmiş bizim müzeye 23 Eylül’de, ve biz hala gidememişiz! Çocuklar büyüdükçe hafta sonu gezilerine kalan boş saatleri azalıyor, bir de İstanbul trafiği ile kurs, ödev trafiğini ayarlamak işin içine girince, çocuklara uygun hafta sonu etkinliklerine ulaşmak daha da zorlaşıyor. Bu sefer hafta içi bir gün, iki anne- iki çocuk, fırladık gittik SSM’ye…

Bu sergiyi ben ikinci defa dolaştım, ilki birkaç gün önce ve bir grup kadınla beraber, sanatçı Genco Gülan’ın rehberliğindeydi. Genco Gülan’dan’dan duyduklarımı, müzede aldığımız kılavuzdan öğrendiklerimle birleştirerek ikinci bir tur attım bizim çocuklarla…

Miro sergisinde baskılar, resimler, heykeller, kitaplar arasında, halılar arasında dolaştık. Anlamaya çalışarak, bazen anlamasak da severek dolaştık.

SSM Miro Sergisi Miró Barselona’lı, Katalan, çok yönlü bir sanatçı; Yıllar süren savaşların ve Franco’nun karanlık dönemleriyle beraber güzel İspanya’nın, Akdeniz’in aydınlığının, sürrealist sanatçısı.

Bu bahar Barselona’ya gittiğimde, şehre ve şehri bir açık hava müzesine çeviren Gaudi’ye hayran olmuştum, Öğrendim ki, Joan Miró ve Picasso birbirlerinin çağdaşıymış ve modernist Gaudi’nin açtığı yolda ilerlemişler. Yaşadıkları dönemde de Picasso eserlerinde kübizme doğru ilerlerken Miró surrealist eserler yaratmış.

Daha önce de yazmıştım, sanatın içine doğmamışsak bile, sanata mümkün oldukça yakın olmak gerek bence; hayatımızı güzelleştirmek için, bir ifade dili olarak, hem kendimiz, hem de çocuklar için… Sabancı Müzesi’nde geçtiğimiz perşembe günü saat 5’te SSM’de içerinin çocuk ve ebeveynleriyle dolu olduğunu görmek pek çok annenin de benimle aynı fikirde olduğunu gösterdi bana, ve bu çok hoşuma gitti! ☺

Eve geldikten sonra sordum kızıma:
“Miró sergisinden ne hatırlıyorsun?”
“Mavi…” dedi “…denizin mavisi,”;
“Yıldız…” dedi “…başka dünyaların da varlığını gösteren”;
“Kuşlar…” dedi “…özgürlük için” ve
“Kadınlar vardı.” dedi.
Süper! ☺

Sonra Güzel Şapkalı Kadın ve Yıldız tablosunda, bu eserin Miró’nun olduğunu nereden anlayabileceğimizi yani Miro’nun resimlerde imza gibi kullandığı şeyin ne(ler) olduğunu konuştuk: “Yuvarlak… yıldız… mavi renk… sarı” dedi”… Evet bunlar Miro’nun imzaları ve bence de Miró bu ☺

Öneri: SSM’de 1 Şubat 2015’e kadar sürecek olan Miró sergisini kaçırmayın, derim. Hatta imkanınız varsa çocuklar için düzenlenen eğitim/etkinliklerden birine de katılın. Yer kaldıysa ben de bir etkinliğe kayıt yaptıracağım.

Müze, Resim / Sergi içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sonbahar güzel, ama en eğlenceli mevsimlerin arasında dördüncü sırada!

İngilizce dersinde bizim çocuğa ödev konusu olarak sonbahar mevsimi çıkmış, bizimki çok üzülmüş!
“Ne oldu?” dedim,
“Sonbahar çok sıkıcı! En sevdiğim mevsimler içinde sonuncusu…” dedi. “Diğer mevsimlerde bir sürü eğlenceli şey var!”
“Hadi gel, sonbaharda bile, dışarıda eğlenceli bir şeyler vardır belki” dedim, birlikte parka gittik.

sonbahar kuru yapraklarin uzerinde gezinti1

Önce biraz gözlem yaptık, “Dünyada her şey sürekli hareket halinde, bakalım parkta neler hareket halinde?” dedik.

sonbaharda kargalar hala parktaKargalar duruyordu,
ama karıncalar gitmişti…

Çamların yaprakları duruyordu,
ama pek çok ağacınki dökülmüştü…

Yaprakları duran bitkilerden, sert yapraklı olanların yapraklı yeşildi,
ama yumuşak olanlarınki renk değiştirmiş, sarı ya da kırmızı olmuştu…

Oyun parklarında hala çocuklar vardı,
ama piknik alanları ve banklar boşalmıştı…

Saat henüz 4:30’dü
ama hava kararmaya başlamıştı…

sonbahar etkinligi: sari yaprak toplama

Sonra, biraz da eğlenelim dedik.

Küçüklüğünden beri (tüm çocuklar gibi) suda zıplamaya bayılır, bir su birikintisi bulduk.
“Ama bunlar yağmur çizmesi değil” dedi,
“Olsun, 3-5 zıplamayla bir şey olmaz” dedim, şap şap zıpladık…

Biraz da yaprak yığınlarının üzerinde faşır fuşur dolaştık…

Yerden biraz hazine topladı: kozalak, at kestanesi, sararmış yapraklar ve bir dal!..
Aklıma Neftali geldi, Hayalperest isimli romanın başkahramanı olan çocuk, o da etraftaki hazinelere karşı çok ilgili, çok dikkatli, ve büyük bir koleksiyoncuydu! Neftali, yani Pablo Neruda, toplamış, bizim çocuklar da toplasın…

Spor parkının yanından geçerken bizim çocuk biraz da spor yapacak, yapmazsa olmaz!

Dönerken sordum, “Ne dersin, sonbahar hala kötü mü?”
“Yok, güzel ama, en eğlenceli mevsimlerin arasında dördüncü sırada!…” 🙂

Öneri: 1.Sonbahar gözlemi yapmak için, çocuğunuzla yağmurlu bir havada parkta dolaşmak harika olabilir, biz de arada öyle yapıyoruz.

2. Hayalperest, büyük şair Pablo Neruda’nın çocukluğunu anlatan bir çocuk/ gençlik kitabı. Babası kızımıza yatarken okudu, ben de merak edip sonradan okudum. Biraz hüzünlü ama çok tatlı, içinde çok yaratıcı resimler de var. Neruda’nın çocukluğunda bir dönem, sahip olduğu adalet, naiflik ve gözlem yeteneği Pam Munoz Ryan tarafından şiirsel bir şekilde anlatılmış. Bize hediye eden Dilek arkadaşıma teşekkür eder, size de tavsiye ederim. 🙂

Açık Hava, Park içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dün gece Atatürk geldi penceremden, sabaha kadar birlikte şarkı söyledik, dans ettik…

Bizimki biraz daha küçükken derdi ki, biz iyi geceler deyip gidince, Atatürk geliyormuş pencereden, sabaha kadar şarkı söyleyip dans ediyorlarmış, sabah olunca da gidiyormuş. 🙂

Rüyalarında çocuklar en sevdiklerini, onları en çok etkileyenleri görürler ya, belli ki Atatürk’ü seven bir çocuğun ebeveyniyiz! Biz Atatürk’ü seven ailelerde ve okullarda büyüdük, ne mutlu ki şimdi kızımız da öyle…

Ama bir yanılgım varmış: ben kendimi Atatürk’ü severek büyüyen bir nesil içindeyim sanıyordum, öğrendim ki, biz o nesil içinde sadece bir grupmuşuz. Batıya bakarak ama kendi değerlerine sahip çıkan anne – babaların yetiştirdiği bir grupmuş bizimki. Bugün olan bitene baktığımda bu grubun sandığım kadar büyük olmadığını üzülerek görüyorum.

Benim annem de, babam da Anadolu’daki bir küçük kasabada doğduğu halde, Atatürk’ün gavur olduğunu hiç duymadım bizim sülalede! Devrimler gelenek ve göreneklerimizle hiç çelişmedi, dedelerim şapkalarını takmıştılar, büyükanneler başörtülerini…

Anne-babamın kasabasında ortaokul ve sonrası olmadığından ikisi de büyük şehirdeki akrabalarını yanlarında, rica, minnet ve fedakarlıklarla okumuş, eğitimlerine devam etmişler… Atatürk’ün açtığı yolda ilerlemişler. O gün için eğitimli azınlık olmuşlar. Belli ki Atatürk sevgisi onlara o dönemde ekilmiş.

Ne mutlu ki eğitilmişler, biz eğitildik, umarım en iyi şekilde eğitebiliriz yavrularımızı…

Zira, eğitim, ekonomi ve özgürlük birlikte ilerliyor. Eğitimin olmadığı yerlere düşmanlık, nifak ve sadaka ekonomisi giriyor. Çocuklarımız ve geleceğimizi Allah cehaletten, açlıktan ve bağımlılıktan korusun!

Biz çocukken bayramlara gider, Kurtuluş Savaşı’mızın sembolü gazilerle duygulanır, askerlerle gurur duyardık. Bir Cumhuriyet kadını ve öğretmeni olan annem hala bayramlara gider ve coşkuyla marş söyler; eskiden bizimleydi, şimdi torunlarıyla…

Bugün kızımız da o sevgi ile büyüdüğünden seviyor Atatürk’ü… 10 Kasım’da Atatürk albümü hazırlarken Atatürk’ün iki resmini albüme koymaya kıyamadı, kendisine ayırdı. 🙂

Sevgi ve saygı, sevilene daha çok özellik yüklenebildiğinde büyüyor. Biz de, Atatürk sevgisi için ve bu sevgi ile Selanik’e gittik, o da sonraki yazıda…

Not: Kızımın gece ziyaretçisi sadece Atatürk değil, bir de Barış Manço gelirmiş. Atatürk, Barış Manço ve kızım sabaha kadar şarkı söyleyip dans ediyorlarmış, sabah olunca da giderlermiş. 🙂

Öneri: Atatürk sevgisi 10 Kasım’a ait bir sevgi değil. Bugün hala aksini isteyenlerin ve uygulayanların olduğu dikkate alınırsa, toplumun yarısını oluşturan kadınlar için sağladığı eğitim ve eşitlik hakkı bile Atatürk’ü sevmemize yeter!

Yaşam içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Saygı ve özlemle anıyoruz…

ata1

Atam seni saygı ve özlemle anıyoruz.

Yaşam içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın