Sokaklarda, yağmur altında, elimizde renkli şemsiyelerimizle yürüyoruz… Kurabiye yemeye ya da kitapçılara uğrayarak… Sularda zıplamaya izin de var!
Bu da güzel 🙂
Sokaklarda, yağmur altında, elimizde renkli şemsiyelerimizle yürüyoruz… Kurabiye yemeye ya da kitapçılara uğrayarak… Sularda zıplamaya izin de var!
Bu da güzel 🙂
Bale çıkışında kızıma sordum, “nasl buldun?” diye, o da “sonu dışında beğendim” dedi. “Sen olsan sonunu nasıl yapardın?” dedim, o da “tüm ruhları canlandırırdım, böylece Giselle ve prens de kavuşurdu” dedi.
Geçen hafta sonu Süreyya Operası’nda İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin tarafından sahnelenen Giselle balesine gittik.
Ben yıllar önce bir seçmeli derste –mühendisler kütük gibi insanlar olmasınlar, sanatla ilgili sosyal seçmeli dersler de alabilsinler diye, bize sunulan Art of Dancing dersinde tanışmıştım Giselle’le. Romantik ya da klasik balenin en önemli eserlerinden biriymiş Giselle. O günlerden aklımda kalmış Giselle, beyaz tütüsüyle, uçar gibi dansıyla bir orman perisi olarak…
Bu yüzden Devlet Opera ve Bale’nin programında görünce bir ay sonrası için almıştım biletlerimizi. Eser bu sezon İDOB tarafından Zorlu Center’da ve Süreyya Operası’nda da sergilenmiş. Biz sondan bir önceki gösteriye gittik.
Kalbi hasta olan güzel Giselle, kılık değiştirerek kendisiyle bir köylü kimliğiyle flört eden ve aslında bir kont olan Albrecht’e aşık olur. Ama hassas kalbi hüsrana uğrayınca ölür ve ormanda yaşayan Wili denen fantastik yaratıklardan birine dönüşür…Wililere peri, hayalet ya da ruh diyebiliriz. Ben en çok “peri” ismini yakıştırdım. Romantik baleye “beyaz bale” (ballet-blanc) de deniyormuş ilk zamanlar giydikleri uzun beyaz tütülerden ötürü..
İlk kez 28 Haziran 1841’de Paris’te, Ballet du Theatre de l’Academie Royale de Musique’de oynanan eser “Giselle”, Alman şair Heinrich Heine’nin “Almanya Üzerine” adlı kitabında anlattığı Wililer ve Victor Hugo’nun Hayaletler eserinden esinlenerek yaratılmış. Fransız besteci Adolphe Adam’ın müzikleri üzerine Jean Coralli-Jules Perrot-Marius Petipa koreografisiyle, kırsal yaşam biçimi ile olağan dışı dünyayı bir arada işleyen, aşkın yüceliği ve tutkunun vazgeçilmezliğini vurgulayan romantik balenin en önemli yapıtları arasında sayılıyormuş
İDOB dansçıları romantik döneme uygun kıyafetleri, klasik baleye özel el, ayak, kafa duruşları ile çok zarif ve güzel bir klasik bale gösterisi sundular. Kıyafetlerin hoşluğunun yanı sıra dekor bir harikaydı. O kalabalık ekibin küçücük Sürayya’nın sahnesine sığması, üstüne bir de gösterinin orkestra eşliğinde olması ise olağan üstüydü… Müteşekkiriz Devlet Opera ve Balesi’ne!.. Tüm yukarıdakilere ek olarak bizi Kadıköy’de, evimizden mantıklı uzaklıkta ve uygun bir fiyat ve nezih bir ortamla mutlu ettikleri için. (AKM’yi de beklemeye devam ediyorum, bakmayın.)
Fuayede bol bol küçük kız gördüm, annelerinin mi yoksa veya kendi istekleriyle mi geldiklerini bilmiyorum.. Ya da bale yapıp yapmadıklarını… Ama mutlu gözüküyorlardı.
Romantik hikayelerin sonlarındaki ancak-ahırette- buluşma durumu burada da geçerli. Giselle öldü, Albrecht çok pişman oldu, sevgililer sabaha kadar dans ettiler, Giselle Albrecht’in ölmesine mani oldu ama sabah ayrıldılar. Kızıma sordum, “nasl buldun?” diye, o da “sonu dışında beğendim” dedi. “Sen olsan sonunu nasıl yapardın?” dedim, o da “tüm ruhları canlandırırdım, böylece Giselle ve prens de kavuşurdu” dedi.
Bence de, madem fantastik eser, keşke canlansalardı 🙂
Öneri: Seneye programı takip edip mutlaka Giselle’i seyredin.
Annemin biz küçükken anlattığını hatırlıyorum bu masalı. Belki siz de annenizden dinlemişsinizdir, ya da ninenizden… Peki tiyatrosunu seyretmiş miydiniz?
Eskiden Dede Korkut masalları büyüklerden küçüklere anlatılırken masallar da bir kuşaktan diğerine aktarılırmış. Bu zincir bizim jenerasyonda kırıldı maalesef. Klasik Türk masallarını anlatan, basit dilli güzel masallar da kitapçılarda çok rastlanan kitaplardan değil, bu yüzden kızım çok da tanımadı bu masalları. (Yine de evde Pertev Naili Boratav’dan kalın bir halk masalları kitabımız var: Az Gittik Uz Gittik. Harika bir derleme, dili küçük çocuktan ziyade büyük çocuklar ve yetişkinler için yazılmış gibi. Ebeveynler olarak biz okurken çok eğleniyoruz, kızımız da biraz büyüyünce tekrar okuruz onunla.)
Geçenlerde ilk defa bir Dede Korkut masalı uyarlaması görünce bu yüzden heyecanlandım. Ağlayan Elma ile Gülen Elma Dede Korkut’un dilinden anlatılan tatlı bir masal. Padişahın (kralın değil) haylaz oğlu, yaşlı bir nineyi kızdırınca işler karışıyor. Ağlayan Elma ile Gülen Elma’nın sevdasına tutulan genç şehzadenin (prensin değil!) mutlu sonla biten hikayesini seyrettik.
Oyun Fabrika Sanat Tiyatrosu tarafından sergileniyor. Dede Korkut sahne kenarında ara ara hikayeyi anlatıyor. Böylece çocukların gözünde Dede Korkut da görselleşmiş oluyor. Bu oyunda hikaye güzel, Dedem Korkut da var, daha ne olsun. Oyuncular da başarılı. Kızım, arkadaşları – ve de ben – oyunu çok beğendik. 🙂
Biz oyunun şubat tatilinde Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki gösterimine gittik.
Öneri: Oyunun önümüzdeki günlerde nerede sahneleneceğini http://www.fabrikasanat.com sayfasından ya da http://www.mybilet.com.tr ‘den takip edebilisiniz.
İBB Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği oyunları genellikle beğeniyorum, bu defa da öyle oldu. Şehir Tiyatroları oyuncuları tarafından sahnelenen Aziz Nesin’in Pırtlatan Bal’ı bence çok başarılı bir oyun.
Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Aziz Nesin çocukluğumda annemin kitaplığından alıp okumaya bayıldığım yazarların başında gelirdi. Zübük, Hayvan Deyip Geçme, Tatlı Betüş, Şimdiki Çocuklar Harika… Hangileri benim, hangileri onun kitaplarıydı bilmiyorum 🙂 Pırtlatan Bal ise bizim evde miydi, yoksa ödünç alınan bir kitapla mı girdi belleğime onu da hatırlayamadım.
Kızımın Aziz Nesin’le ilk tanışması ise anneannesinin ona hediye ettiği ve Aziz Nesin’in çocuklar için yazdığı şiirlerden seçmelerin yer aldığı Arkadaşım Badem Ağacı şiir kitabıyla olmuştu. Türk edebiyatının ustalarından Aziz Nesin’in eğlenceli ama düşündüren tarzını, insan sevgisini ve hicivlerini İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği Pırtlatan Bal tiyatro oyununda seyretti.
Oyun çok popüler ve pek çok tiyatro grubu tarafından defalarca sahnelenmiş. 2011 yılından beri de Şehir Tiyatroları oyuncuları tarafından müzikli çocuk oyunu olarak sahneleniyor. Yönetmen Haşmet Zeybek yoksulları görmezden gelip bencillik edenlerin başına neler geldiğini köy motifleri kullanarak sahneye aktarmış… Pırtlatan Bal oyununun konusu şu: Nine’nin hasta torununa bal ararken yaşadığı çaresizliğini, onunla dalga geçilmesi sonucu ettiği “Kim bu baldan yerse, pırt pırt pırtlasın” ahını ve bencil davranıp yaşlı kadına yardım etmeyenlerin nasıl cezalandırıldığını anlatıyor. Konu güzel olup oyuncular güzel oynayınca, arkada canlı müzik yapan bir ekip, oyunda dans ve espri olunca oyunu seyretmesi de eğlenceli oluyor.
Bu oyunu Şehir Tiyatroları’nın Üsküdar Müsahipzade Celal sahnesinin arka sıralarının birinde seyrettik. Buna rağmen, ses düzeni sesin arka sıralardan duyulmasına yetecek kadar iyiydi. Ne yazık ki, her tiyatro salonu bu konuda çok iyi olmuyor.
Çıkışta kızıma “sen en çok hangi karakteri oynamak isterdin?” diye sorduğumda kızım Nine’yi oynamak istedi, arkadaşı ise pırtlamayan başka bir karakteri!
7 yaşındalar ve her şeyin farkındalar 🙂
Bir öneri: İBB Şehir Tiyatroları sitesiden online bilet alabilirsiniz. http://bilet.ibb.gov.tr/frame.asp
Bu kış kar için çok dua ettik ama şubat tatili geldiğinde kar hala yoktu ve kızımız karla oynamak ve kayak yapmak için çok hevesliydi. Nereden çıktığını tam olarak bilemediğimiz bu motivasyon ile kayak maceramız filizlendi…
(Bu arada “kayağa gitmek için yaratacağımız çevre kirliliği, kızımız zaten kaymayı sevecek mi, izin işi n’olacak, kıza bir arkadaş da olsaydı…” gibi karşı-iç-seslere karşı-argümanlar geliştirip) eş dosttan aldığımız tüyolarla gezimizi planlayıp Erzurum Palandöken’e gittik.
Palandöken’deki ilk bir saatimizde kızımıza kayağı kendimizin öğretemeyeceğini anladık. Kayakta usta ya da çok sabırlı değilseniz bu iş biraz zor. Bu durumda, daha önceden bağlantıya geçtiğimiz Erzurum Kayak Kulubü’nden bir hocaya bizim cüceyi emanet edip mutlu bir şekilde dokuz sene sonra kayakta neleri hatırladığımız baktık. 🙂
Etrafımıza baktığımızda çocuğu-hocaya-emanet-et konusuda hiç de yalnız değildik! Pistlerde hocalar eşliğinde civciv gibi peşpeşe inen çocuklar önce baby liftler ile çıkıp inmeyi öğreniyorlar, sonra gruplar halinde gondola veya telesiyejlerle daha yukarılara çıkıp iniyorlar.
Birkaç öneri:
Dördüncü günde nazlı kızımız kar sapanı ile nazlı nazlı dönerek kayıyordu! Babasını kar sapanı yarışında tam 23 kere(!) geçtiğinde çok mutlu, bunu bileğinin gücüyle yaptığından da çok emindi. 🙂
Son gün kulüpte cücemize bir de kayakçı belgesi verdiler. Tüm bunlar bir sonraki kayak sezonuna motivasyon yaratacak mı bakalım…
Modern dans seyretmeye bayılırım. Dans etmeyi de çok severim, her çocuk gibi kızım da! Zaman zaman küçük kızımla yeni dans figürleri bulup nefes nefese kalıncaya kadar dans ederiz. Mümkün olan her fırsatta içinde dans olan gösterilere gidiyoruz.
Bunlardan Devlet Tiyatrosu/ Devlet Opera ve Balesi tarafından sergilenen gösterileri çok beğeniyorum, hem çok özenl, hem çok profesyonel, hem de maddi manevi ulaşılabilir… (İDOB kapatılmasın! Geçen sene İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bir çocuk gösterisine (Fındıkıran balesine) gitmiştik, mükemmel bir şekilde dans eden çocukları hayranlıkla seyretmiştik.
Bu arada kızım artık 7 yaşına geldiğinden artık büyükler için olan gösterilere de götürebiliyorum onu. Geçende Devlet Opera ve Bale’nin programında iki gösteri ilgimi çekti: Alis Yıldızların Altında ve Giselle. Giselle’i görmek için sabırsızlanıyordum, bir ay sonrası için biletini aldım bile. Alis Yıldızların Altında’ya ise bu haftasonu yer vardı, hızlı bir şekilde bilet alıp iki çocukla yani kızım ve yeğenimle gösteriye gittik.
MDTİst Alis Yıldızların Altında bir dans ve hareket tiyatrosu ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin modern dans topluluğu (MDTist) tarafından sunuluyor. Bizim gittiğimiz gösteriler Beşiktaş Belediyesi Fulya Sanat Merkezi’nde sahne alıyor.
“Dünya literatüründe özel bir yeri olan, Lewis Carroll’un Alis kitapları (Alis Harikalar Diyarında ve Alis Aynanın Arasından) yazıldıklarından bu yana bir asırdan fazla geçmesine rağmen, hâlâ popülerliklerini yitirmemişlerdir. Özellikle Alis Harikalar Diyarında, dünyada en çok okunan çocuk kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Hem çocuklar hem yetişkinler tarafından okunan kitaplarda; çocuklar, kitaptaki büyülü tasvirler ve Alis’in karşılaştığı garip yaratıklardan zevk duyarken, erişkinler, nükteli sosyal hicivler, çocukların ve erişkinlerin dünyaları hakkında da yorumlar bulurlar.Bir çocuk romanı olmasının ötesinde arka planı mantık ve matematik kavramlarıyla örülmüş Alis kitapları, çeşitli sanat dallarındaki birçok sanatçıya esin kaynağı olmuştur.”
Eser İngiliz bir koreograf olan Michael Popper ile MDTİstanbul için tasarlanarak sahneye konmuş. Alis, Beyaz Tavşan, Düşes, Çılgın Şapkacı, Kraliçe, Humpty Dumpty, Beyaz Şövalye, Tweedledum- Tweedledee ikizleri gibi renkli karakterler gösteride yer alıyor. Dans Beethoven, Couperin, Delibes, Dykes, Glover-Kind, Offenbach, Saint-Aens, Schumann, J.Strauss(baba-oğul) ve Widor’dan seçilmiş eserlerle sahneleniyor.
Alis kendi başına zor anlaşılır bir hikaye olduğu için be anlamak için yetişkin olmayı beklemiştim 🙂 (Şimdi tekrar okumayı düşünüyorum.) O yüzden bizim cücelerin de anlamasını çok beklemiyordum. Hikaye Popper’in kendi fantastik bakış açısıyla yorumlanıp, bir de modern dans haline gelince, izlemeye gelen pek çok çocuk için anlaşılması biraz zor bir gösteri oldu. Sanat her zaman anlaşılmak için değil, seyretmek de güzel. Fakat hem çocukların hem de yetişkinlerin beğendiği bir gösteri olduğunu gözlemledim. Kızım hala Kraliçe’nin herşeyi ve herkesi çantasına nasıl atmaya çalıştığını anlatıyor, yeğenim ise Tweedledum- Tweedledee ikizlerini seyrederken yerlere yuvarlanacaktı 🙂
Öneri: Çağdaş, renkli, enteresan, masalsı, çok yaratıcı bir gösteri, bu güne kadar Devlet Opera Balesi modern dans topluluğunu (MDTist) izlemediyseniz bu sefer mutlaka seyredin derim. Çocuğunuzla bir dans tiyatrosuna daha önce gitmediyseniz, tavsiye ederim.
Beşiktaş Belediyesi Fulya Sanat Merkezi web sitesi www.fulyasanat.org
Not: 2013-2014 sezonunda sadece Fulya Sanat’ta yapılan gösteriler 2014-2015 sezonunda Kadıköy Süreyya Operası’nda da sahne alıyor.
| 09.11.2014 Pazar | 16:00 | BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ FULYA SANAT |
| 23.11.2014 Pazar | 16:00 | KADIKÖY SÜREYYA OPERASI |
| 07.12.2014 Pazar | 16:00 | KADIKÖY SÜREYYA OPERASI |
| 12.12.2014 Cuma | 20:00 | KADIKÖY SÜREYYA OPERASI |
| 11.01.2015 Pazar | 16:00 | KADIKÖY SÜREYYA OPERASI |
| 18.01.2015 Pazar | 16:00 | BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ FULYA SANAT |
Pazar günü arkadaşımla cücelerimizi tiyatroya götürmeye karar verdik. Seçimimiz Binbir Gece Masallarından Alaaddin’in Sihirli Lambası oldu.
Anne olarak ben tiyatroyu sevdiğim için kızımı da tiyatroya götürmeyi istiyorum, fakat gittiğimiz oyunlardan her zaman o kadar da mutlu çıkmıyorum. Bu seferki oyun – Alaaddin ve Sihirli Lambası ise çok beğendiğim bir oyun oldu.
Oyunda Alaaddin sempatik, Prenses Yasemin şirin ve ışıltılı, Cin espriliydi. Diğer tüm oyuncular da iyiydiler. Sihirli lambaya bir de uçan halı teması, biraz da eklemişler, senaryoyu çeşitlendirmişler. Sahne ve dekor yerince yeterinceydi. Müzikli ve neşeli bir oyundu, sesler konuşmalar anlaşılırdı.
Ne çok didaktik, ne de sadece müzik ve eğlence vardı. Oyunda çocukların anlayışlarını azımsayıp aynı şeyleri on defa tekrarlamıyorlardı. Hedef (3-11 yaş) kitle için oyunun hem hikayesi ve hem de uygulaması anlaşılırdı. Anne babaların da çocuklar kadar eğlendiğini söylemeliyim. Çocuklarımız oyunu beğendiler, biz de…
Oyun Pınar Çocuk Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. 2009 yılında Pınar Çocuk Tiyatrosu’nun sahnelediği Küçük Kara Balık adlı oyuna gitmiştik. Onu da çok beğenmiştim. Kızıma dün o oyun hakkında fikrini sorduğumda bir cevap alamadım, o sırada henüz 2.5 yaşındaydı ve dudaklarını uzatıp ciddi bir şekilde oyunu seyretmiş, balıklar, ahtapot ve pelikanı görmüş 🙂 ama onun dışında bir şey anlamamıştı!..
Bu oyun Pınar’ın sosyal sorumluluk projesi olan Pınar Çocuk Tiyatrosu tarafından ücretsiz (Pınar’a teşekkürler 🙂 ) olarak Mecidiyeköy Profilo AVM’de Cumartesi – Pazar saat 11:15’te sahneleniyor. http://www.pinar.com.tr/hakkimizda/detay/Pinar-Cocuk-Tiyatrosu/418/3319/0
Öneri: Alaaddin’in Sihirli Lambası’nı kaçırmayın.
İlk hedefimiz Selamiçeşme Özgürlik Parkı, Göztepe Kadıköy’de. Eskiden beri mahallenin yeşil alanı. Park içinde farklı yaştaki çocuklara göre hazırlanmış oyun alanları, tırmanma kafesleri, kum havuzu, mini bir tren, akülü araba kullanma imkanı var. Frizbi, top oynanacak, uçurtma uçurulacak yeşil alanlar, bisiklet, scooter için alanlar, gezinti ve koşu pistleri ve daha neler neler 🙂 Biz kızımla futbol(!) ve saklambaç oyunuyoruz. Bazen yere seksek çiziyor, bazen de bisiklet talimleri yapıyor babasıyla. Bebek yeğenler oyun alanları ve trenle ilgilenirken, büyük yeğenim de scooter sürmeyi seviyor.
Heykelleri, ve yazın değişik festivallerin yer aldığı amfitiyatrosu ile aynı zamanda entelektüel bir alan. Parkta bir kafe de mevcut. Park bu, kuşu kedisi olmadan olmaz, yani yavruların ilgileneceği konu çok 🙂
Özgürlük Parkı’nı gitmeden bir göreyim derseniz: http://www.kadikoy.bel.tr/360/turlar/26_selamicesme_ozgurluk_parki/00.html
Öneri: haftasonu erken gidin, erken dönün!