Denizde oyun: “şnorkel” yapalım mı?

Siz hiç denizde “yüzen” çocuk gördünüz mü? Ben, genellikle hayır, görmedim. Çocuklar suda “oyun oynuyorlar”.

snorkel takım

İskeleden ya da havuz kıyısından çivileme, bombalama(!), ya da –nadiren- balıklama suya atlıyorlar.

Atlanacak bir yer yoksa bulundukları yerde suyun dibine dalıyorlar…
Dipten yüzüyorlar, “altın kum” çıkartıyorlar.
Takla atıyorlar, bir şeylerin altından geçiyorlar…

Suda yüzmek büyükler için bir eğlence, tek düze bir şekilde bir hedefe doğru kulaç atıyoruz biz. Diğer iskeleye, koyun öbür ucuna, kayalıklara, 15 dakika boyunca, 200 kulaç gibi hedefler koyup yüzüyoruz.

Çocuklar kulacı yarış varsa atıyorlar. Ortada bir yarış yoksa, çocuklar rekabetçi ve yarışmayı sevmiyorsa, niye yüzsünler ki… Onlar da oynuyorlar.

Şnorkel aslında büyükler ve küçükler için ortak bir oyun.

İki sene önce kızımın isteği üzerine babası ona bir şnorkel takımı aldı. Zira kendisi denizde şnorkelle saatlerce dolaşır balıkları seyrederdi. Merak bulaşıcıdır ya, bir kaç yıldır ikisi Ege denizinde kıyılarda deniz diplerinde enteresan şeyler var mı diye bakıyorlar.

Varsa ekibe katılacak başka çocuk, onu da yanlarına alıp kıyılarda deniz diplerini inceliyorlar.

 Ege'de snorkel  snorkel ekibi Thassos'ta

Ne yazık ki fazla zengin bir şovla karşılaşmıyorlar, ama gördükleri her canlı bir heyecan ve hayranlık sebebi. Bu sene Thassos’ta farklı balıklara ve deniz kestanesine ek olarak, deniz hıyarı ve deniz şakayığı görmüşler. En enteresan gösteri ise bir deniz kestanesinin kabuğu kırıldığında yemek için üşüşen balıklar. Akvaryumlarda gördüğümüz –bazı- canlılar artık daha tanıdıklar. Deniz altı ise daha incelemeye değer, heyecan ve merak uyandıran bir evren.

Öneri: Şnorkelle dolaşmak çocuklar -ve büyükler- için harika bir açık hava ve deniz etkinliği. Basit bir şnorkel daha önce hiç alıcı gözle bakmadığınız deniz altı yaşamına karşı sizde ve çocuğunuzda saygı ve merak uyandırabilir.

Açık Hava, Spor içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bayram tatlısı olarak Yulaf Ezmeli Kakaolu Kek ikram etsek?

Arife gecesi kızımla bayram tatlısı yaptık. Bayram tatlısı dediysek şerbetli, tereyağlı bir kocakarıgerdanı beklemeyin bizden. Kızımla onun favorisi bir olan kakaolu kekten yaptık, zira kek yapacağımı duyunca yataktan fırladı. Onun hesabı başka: “Anneee, karıştırma kabının dibini sıyırabilir miyim? Lütfenn!..”

Bayramınız nasıl geçti? Yollarda mı? Yoksa hala tatildesiniz ve bayram devam ediyor mu? Biz evdeyiz ve, bayramda tatlı ikram edilir ya, biz kuralı bozmayıp evde tatlımızı hazırladık. Bayram tatlısı dediysek şerbetli, tereyağlı bir kocakarıgerdanı beklemeyin bizden. Arife gecesi kızımla onun favorisi bir olan kakaolu kekten yaptık, zira kek yapacağımı duyunca yataktan fırladı. Onun hesabı başka: “Anneee, karıştırma kabının dibini sıyırabilir miyim? Lütfenn!..” Böylece kızımla birlikte bayram hazırlığı içinde bir etkinlik de yapmış olduk. Üç yaşından beri arada birlikte de yaptığımız için, kızımın da verebileceği Temel kek tarifi (Kek 101) şöyle:

3 yumurta
1 bardak şeker
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
½ bardak süt
½ bardak yağ
2 bardak un
 

 3yasindayken kek 1

Biz bu keki alıp ekleyip çıkartıyoruz, biraz varyasyon, neli olsun istersek. İster kakolu- portakal aromalı, ister elmalı – fındıklı, vanilya aromalı, ya da havuçlu- cevizli, tarçın aromalı… Bizim favori ise kakaolu cevizli: Ben glisemik endeksi düşük olsun, sağlıklı olsun diye yulaf ezmesi ve esmer un katıyorum, bizim çocuk seviyor diye bol kakao. Ceviz ise olmazsa olmaz. Şekeri desen gerçek şeker, mısır şurubu değil! Buyurun çocuklar için en sağlıklısından size yulaf ezmeli, cevizli kakaolu kek!  

Yulaf ezmeli kakaolu kek

 3 yumurta
1 bardak şeker
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
½ bardak süt
½ bardak sıvı yağ (fındıkyağı mesela)
½ bardak yulaf ezmesi
2 dolu kaşık kakao
1 bardaktan 2 kaşık az un
½ bardak tam buğday unu (tam buğday unu işin için girince yarım çay kaşığı da karbonat eklemek iyi oluyor)
1/3 bardak ceviz, elle ve az kırılmış
 

Tabii yumurta ve su bardağı büyüklüğüne göre eklenecek un miktarı biraz daha az veya fazla olabilir. Fazla akışkan ya da katı olmayan kıvamdaki karışım kek kalıbına konuyor, 180 derecede 40 dakika pişiyor. Biz bu keki bazen ‘bir etkinlik’ olarak yavru ile birlikte yapıyoruz: karışım kabarana dek yumurtaları şekerle o çırpıyor, sırası gelen malzemeleri karışıma ekliyor, en son unu karışıma spatula ve “katlama metodu” ile yediriyor (mutfak meraklıları bilir)… Sonra da mükafat olarak kabın dibi sıyrılıyor, klasik!.. Bu sefer bizimki hızını alamayı pişen keki de test edip, onaylamış 🙂

Bayramı bizim gibi evde geçirenler çok değilse de biraz varmış, gördük ki… Biz ziyarete halamıza ve büyük dayımıza gittik, küçük dayı bize geldi.

Bayram tatlımızı gelen misafirlere ikram ettik, yiyen yedi, ama çoğu bize kaldı. Kalanı da buyurun birlikte yiyelim. 🙂

Öneri: Bayram anılarını unutulmaz kılmak için biz biraz etkinlik, biraz neşe, eh bir de bayram harçlığı ile alınan bir oyuncak kattık. Size de tavsiye ederiz.

Evde içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kumdan kale yapalım mı? Ya da belediye binası???

Gayet ciddiler bu kumdan kale işinde… Şakaya gelir yanı yok bu oyunun… O baraj yapılırken kimse kum atmayacak çukura, kalenin güzel çıkması için mükemmel bir ıslak kum karışımı olmalı… Kimi su taşıyor, kimi kuru kum… Bazen yanyana, bazen işbirliği içinde, bazen de yan tarafı süzerek yapıyorlar inşaatlarını… kumdan kale, buyukler ve kucukler Hani bazıları vardır ya, kumlara dokunamaz, basamaz, üzerine yatamaz… Benim kızım onlardan değil. Bayılıyor kızım kumla oynamaya. Allahtan arkadaşları da öyle…

Çocuklar tüm oyunlarında mükemmelleşmeye çalışırlarmış, durmaksızın denemeleri ondanmış. Nazım Hikmet’in dediği gibi, bir sincabın yaşamayı ciddiye alması gibi, çocuklar da ciddiye alıyorlar oyunu ve “kumdan kale” yapma işini.

O kumdan kaleler, kale adı altında kuleler, barajlar, kanallar, köprüler, belediye binaları ve tümülüsler! 🙂

Kumdan belediye binası, site, tümülüs Kumdan baraj

Yaşadıkları şehirler, dünyalar yaratılıyor. Her gün yeniden yapılıyor.

Yapılıyor, sahilden ayrılırken neşeyle bozuluyor.

Ertesi gün yine yapılıyor.

Teklifsizce yeni çocuklar giriyor bazen bu oyuna, küçükler büyüklerden yeni şeyler öğreniyor, bazen bir rekabet oluyor. Arada dondurma molası, bazen bir kopek de katılıyor gruba…

Kumdan kale sonrası dondurma

Gayet ciddiler bu kumdan kale işinde… Şakaya gelir yanı yok bu oyunun… Kalenin güzel çıkması için mükemmel bir ıslak kum karışımı olmalı, o baraj yapılırken kimse kum atmayacak çukura… Kimi su taşıyor, kimi kum… Bazen paralel, bazen işbirliği içinde, bazen de yan tarafı süzerek yapıyorlar inşaatlarını…

Bazıları da, bazen daha da genç olmalarına aldırmadan, “Ben artık büyüdüm, kumlarla oynamıyorum artık!” deyiveriyorlar. “Prensesler havuz başında sevgilileriyle buluşacakmış…” diye hikayeler anlatıyorlar birbirlerine. Onlar başka masallarla ilgililer. Ya da kovalamaca peşinde….

Sonra akşam oluyor, anneler sesleniyor, “Haydi artık çıkalım, kumları temizleyin üzerinizden. Biraz da başka oyunlar oynayın. “diye…

Kıskanıyor muyuz nedir? 🙂

Milliyet Çocuk Dergisi’nde okuduğum bir hikaye geldi aklıma. Çok eskiden okuduğum için belki biraz da değiştirerek anlatıyorumdur, hatırlayan varsa düzeltsin.

Çocuklar sahilde her gün ciddiyetle kumdan kale yapıp akşam dalgaların onları bozmasına neşeyle gülerken onları izleyen ciddi bir adam vardır. Adam sahilde kimseyle selamlaşmaz, konuşmaz, gülmez. Günler boyunca, bütün gün çocukların kumdan kale yapmalarını suratında en ufak bir ifade olmaksızın seyreder.

Bir gün, inanılmaz bir şey olur. O da kalkar, kıyıya gider ve kumdan kale yapmaya başlar, bütün gün ciddiyetle yapar kalesini, güzel, hatta mükemmel kalesini. Çocuklar merakla adamı seyrederler, hayranlıkla kaleye bakarlar ve merak ederler akşam ne olacak diye…

Akşam dalgalar başlar, adamın kumdan kalesini de yıkar. Azar azar önce ve sonra tamamen. Adamın suratında bir ifade belirir, bir öfke ifadesi mi acaba diye bakar çocuklar.

Ama adam gülümser, sonra güler, kahkahalarla güler…”

Bu hikayeyi ilk okuduğumda ne anlamıştım bilmiyorum ama bugüne kadar kalmış aklımda. Bence büyüklerin dünyasındaki adam, yaşamı fazlasıyla ciddiye alan adam, çocukların dünyasında oyunun (ciddiyeti) içinde yaşamın eğlenceli yanını görüyor.

Biz büyükler de kumdan kale yapmaya başlamalı mıyız, ne dersiniz?

Öneri: En basitinden bir kova ve kürek bile en alakasız çocuğu biraz sonra kumların büyüsüne çekebiliyor. Olmadı, önce siz başlayın, arkası kesin geliyor derim. 🙂

Açık Hava içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Biraz rüzgar hayata renk katar ☺

Poşetler birer uçurtmaya döndüler bile. Ne çıta, ne de kuyruk lazım bu cüce uçurtmalarına, bir poşet, iki metre ip, tamam!

Son günlerde hava biraz rüzgarlıydı:

Bazıları şikayet etti rüzgardan:
“Dışarıda oturmak zor… “, ”Balkonlar Sibirya… “, ”Deniz serinledi… “

Diğerleri için ne gam…
Baktım bir kikirdeme sesi geliyor; havada bir poşet, peşinde iki çocuk.

Bir sonraki aşama:

“-Anne, poşet var mı? – Var ?… ”
“ Annee,  ip?  – O da var. “

ruzgar ve poset ucurtma, çocuklarla uçurtma    ruzgar ve ucurtma-Anne Disari Cikalim, çocuk ucurtma ucuruyor

Poşetler birer uçurtmaya döndüler bile. Ne çıta, ne de kuyruk lazım bu cüce uçurtmalarına, birer poşet, ikişer metre ip, tamam!

Sonra eğlence…

Onlar koşarken, ben seyrederken eğlendik.

Tabii sonraki gün ağaçta kalan “uçurtma”yı kurtarma işi bize kaldı!

kurtarin bu ucurtmayi

Öneri: Biraz rüzgarın sizin de hayatınızı neşelendirmesine izin verin.

Açık Hava içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Anne, yaz tatiline kaç gün kaldı?

Aslında “yazlık” onun için özgürlük demek, kuralların gevşemesi demek, kapıyı çalmadan eve girip çıkabilmek demek, adımını attın mı doğanın içinde olmak demek, bahçedeki küçük incir ağacına çıkmak demek, yüzme dersi olmaksızın havuzda -ve denizde- suya dalıp çıkmak demek, kıyıda kumdan kale yapmak demek, hava kararana kadar dışarıda oynama hakkı demek, gece 9:30 sınırı olmadan uykuyu uykusu gelince uyumak demek…

yaz tatili1Soruyor kızım:
– Anne, yaz tatiline ne kadar kaldı?
– 95 gün kızım..
– Yaaaa, off !!!!

– Anne, yazlığa gitmemize ne kadar kaldı?
– 50 gün kızım
– Yaaa!!!

– Anne..?
– 25 gün tatlım
– Oofff!!!

– Anne,…?
– 5 gün sonra şekerim..
– Yuppii  🙂

 

Ve yola çıktık…

– Anne, bence orası cennet!
– Bakalım bu sene de öyle mi düşüneceksin???

Nihayet son 100 gündür sayıklanan yaz tatili başladı ve tatilin beşinci günü hiç oyalanmadan uçarak / koşarak Ege kıyısındaki “yazlık”ımıza gelmiştik.

Gelir gelmez tüm odaları tek tek gezdi kızım, balkonlara çıktı, bahçeyi dolaştı. Havuzu ve denizi kontrol etti: Burada, İstanbul’da olmayan, site içinde bahçeli bir evimiz, odalardan birinde bir ranzamız var, ve de imkanlarına göre farklı sürelerde kalacak biz misafirlerini memnun etme çabasındaki evsahiplerimiz: bir anneanne ve dedemiz…

Aslında “yazlık” onun için özgürlük demek, kuralların gevşemesi demek, kapıyı çalmadan eve girip çıkabilmek demek, adımını attın mı doğanın içinde olmak demek, bahçedeki küçük incir ağacına çıkmak demek, yüzme dersi olmaksızın havuzda -ve denizde- suya dalıp çıkmak demek, kıyıda kumdan kale yapmak demek, hava kararana kadar dışarıda oynama hakkı demek, gece 9:30 sınırı olmadan uykuyu uykusu gelince uyumak demek…

Çocuk başka ne ister? (Aslında çok şey, insanoğlu tatmin olmaz ki!..)

Çeşitli etkinlikler, güzel hava, az rekabet, çok oyun, ama en çok da arkadaş!.. Bakalım hangilerini bulabilecek küçük kızım bu yıl…

Bizden iki gün sonra da kızımın küçük kuzeni geldi. ailemiz büyüdü, geniş aile oldu.

Yazlikta agac altinda Yazlıkta kayisi agaci

Kuzenlerin ilk etkinlikleri ise kayısı ağacından meyve toplamak ve dökülmüş meyveleri arabalara doldurmak oldu. Ağaç da onlar gibi cüce olduğu için hiç zorlanmadan topladılar. Meyve toplama işi bitince de arabayla kuzen dolaştırma başladı.

 Arabayla gezinti

Şimdilik keyifli gözüküyor, ne dersiniz?

Belki üç gün sonra bu etkinlikler sıradanlaşacak ama, umarım küçük kızım içindeki özgürlük duygusunu tatmin eder, bu arada da kuzen ve büyükleriyle geçirdiği tatilin tatlı anıları hafızasında hep kalır.

Öneri: Tatil deyince onların hissedebileceği özgürlük duygusunu hissetmeye ve tatili onların gözünden görmeye çalışın. Bu arada kendi çocukluk tatillerinizi ve tatil ile ilgili sizi en çok neyin mutlu ettiğini hatırlamaya çalışın, derim.

 

Açık Hava, Yaşam içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | 2 Yorum

Benim akıllı, güçlü babam

babalar gunu anne disari cikalim

Onun dünyasında verilecek kıymetli hediyenin maddi değeri yok: rengi var, yazısı var,  şekli var 🙂  Bu sayede daha fazla duygu uyandırıyor. Bu duygu için paralı, pahalı, ya da markalı hediyelere ihtiyaç duymuyor.

Babalar gününden bir gün önce, kızıma “hadi babana hediye almaya gidelim” dedim. “Ben çoktan hazırladım hediyemi… Hani televizyonda “babalar günü için indirim” diye reklam veriyorlar ya, o reklamları ilk gördüğüm gün hazırladım.” dedi.

Reklamlar kızıma bir şey aldıramadı.

Ben babama unutulmaz bir hediye aldım mı bilmiyorum. Ben unutmuşum, acaba onun unutmadığı bir hediye var mıydı, soracağım. Hangi duygularla aldık/verdik hediyelerimizi acaba… Sizin var mı unutamadığınız bir hediye verdiğiniz, ya da bir babaysanız aldığınız?

Aslında hatırladığımız “en önemli anlar”, onlara ait “duygular” sebebiyle bu kadar kıymetli. Aldığımız hediyeleri kalıcı kılan da o hediyelerin bize yaşattığı duygular ve onlarla ilişkili anılar. Pazarlama dünyası bunun üzerinden çalışıyor.

Kızım babasına bu babalar günü iki hediye verdi:

Biri “Benim akıllı, güçlü babam” başlıklı bir resim, içinde ben ve kendisi de bulunuyor. Demek ki onun dünyasında -da -, akıllı ve güçlü olmak önemi! Öyle ya, uyuyunca onu kucakta kim arabadan eve taşıyacak. Hala zıplayarak kimin kucağına çıkabilir başka… Kabasakal’a özenmediğimize göre, sorun çözmek için ise akıllı olmaktan başka ne lazım?

İkinci hediye ise çok daha özel hediye, bisiklet sürmeyi öğrendi, yuppi!.. Bu ayrı bir hikaye.

akilli guclu babambisiklet

Öneri: Yavruların -doğallıklarını bozmadığımız sürece- sahip oldukları, bizim de bir zamanlar sahip olduğumuz ama büyürken bir yerlerde kaybettiğimiz, dünyaya baktıkları o nefis gözlükleri biz de arada takalım. O gözlüklerle baktığımızda dünya birden çok tatlı, çok farklı bir yer oluyor.

Açık Hava, Yaşam içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Balkondaki doğa; domatesler ve korkuluklarımız

Domates fideleri1, çocuklara etkinlik, anne disari cikalim

Domates fideleri2, Domates fideleri1, çocuklara etkinlik, anne disari cikalim Domates fideleri3, Domates fideleri1, çocuklara etkinlik, anne disari cikalim

Bahçeli bir evde oturmuyor olma üzüntüsü kızım tarafından sık sık dile getirildiğinde,  “baksana dünyanın en güzel parkı bizim yakınımızda. Ayrıca bahçemiz yoksa bizim de balkonumuz var…” gibi telafi cümleleri geliştirmeyi öğrendim. Ama çözüm çocuğun alacağı cevapta değil!

Biz de bahçeli bir evde oturmuyorsak bahçeyi balkona (biraz olsun) taşıyabilir miyiz dedik…

Her sene balkonumuzu bir bahçe gibi kullanıp saksılarda çiçek tohumu, fasulye fidesi ya da domates fidesi ekip, çiçek ve sebze yetiştiriyoruz. Bu sene balkon konuğumuz kiraz (cherry) domatesler.

Birkaç hafta önce çocuklarla bir açık hava etkinliğini yaptık: aldığımız domates fidelerini kızım ve yeğenim büyücek bir saksıya diktiler, balkonda bir kıyıya koyduk. Dikerken sarı bir çiçek vardı fidelerden birinde… Domates fidelerini sulama sorumluluğu da kızımındı.

Geçende sordum, “domateslerini suluyor musun?” diye, koşarak sulamaya gitti. “Annee!… Anneee…” diye önce endişeli sonra neşeli, iki sesleniş duydum kızımdan. Koşarak geldi, “çiçek vardı ya, düştü diye üzülmüştüm, şimdi küçük bir domates olmuş, ama yeşil…” “Evet kuzucuk, çiçekler meyve (sebze) olur. Şimdi sıra güneşte, o domatesini olgunlaştıracak, tatlandıracak.”

Yesil domates, sakdıda domates, çocuklara etkinlik

Domateslerimizi kargalara bırakacağımız sanmayın, domates fideleri daha saksıya dikilirken koruyucuları hazırdı, çocuklarımızın hazırladığı kızgın bakışlı korkuluklar!

Domateslere korkuluk, çocuklara etkinlik, anne disari cikalimTabii her bulutlu ve ne kadar yağacağı belli olmayan bu günlerde o kağıt korkulukları -domates saksısıyla beraber- biz koruyoruz. Böylece tarlada domatesleri olan üreticilerle de  empati yaptık!

İnsanın doğasında doğanın kalanıyla bütünleşme güdüsü her zaman var.Aslında hepimiz doğada mutlu ve huzurlu oluyoruz. Kimi daha çok, kimi daha az ayrımında bu duygunun, ama hep var. Ne yazık ki, bazılarında para ve güç aşkı bu duyguyu bastırıyor. Açık Radyo‘nun dediği gibi, dünya büyük bir şantiye alanına dönmüş durumda. Kızılderililer “beyaz adam bir gün paranın yenmeyeğini anlayacak” demiş, bence o gün çok yakın. Biz de çocuklarımız, ve onların çocukları, doğada sürdürülebilir bir yaşama sahip olsun, doğaya saygı duysun ve sevsin istiyoruz.

Doğa bizim balkonda da renkleniyor, meyveler tatlanıyor. Biz de balkondaki domatesimize bakıp seviniyoruz.

Öneri: Havalar iyici ısınmadan birkaç fide de siz alın, biber, domates, fasulye fark etmez. Balkondaki saksıda bile olsa yavrunuzla birlikte doğanın mucizelerine şahit olun.

Açık Hava, Evde içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Uzak komşumuz Polonya ile yakın anılarımız

afis polonya ssm sergi ssm polonya kıyafet ssm polonya cizme- anne cocuk etkinlik IMG_3731

Kızıma “kumaş tasarımcısı olmak ister miydin?” diye sordum. 7 yaşındaki kızım “o ne?” diye sordu. Henüz “moda” ve “tasarım” ilişkisi kafasında kurulmamıştı. Ben de ona “mesela odanın perdelerinin desenini sen çizmek istemez miydin?” dedim, “Oleyyy, çok isterdim” dedi. Biz de, o kumaş tasarımcısı olabilsin(!) diye Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki Polonya ile ilgili bir sergi ve çocuk etkinliğine gittik.

Türkiye Polonya ilişkilerinin 600. yılı sebebiyle açılmış “Uzak Komşu Yakın Anılar”  adlı sergi 7 Mart -15 Haziran arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde yer alıyor. Müze bünyesinde yer alan çocuk eğitim merkezi ise sergi konusu ile ilgili farklı yaş gruplarına farklı etkinlikler hazırlayarak sergiyi onların anlayacağı/ ilgi duyacağı bir şekle sokuyorlar.

Bizim gezimizin ilk bölümünde çocuk katıldığı etkinlik dahilinde eğitimcileriyle Polonya sergisini dolaştı, sergiden ilham alarak kumaş tasarımını yaptı, anne baba ise kahve içti, baharda biraz Boğaz havası aldı. 

İkinci bölümünde ise çocuk anne ve babasına rehberlik yaptı, sergiyi gezdirdi.

İşte öğrendiklerimizden (ve de hatırladıklarımızdan) bazıları:

Türkler – o zamanki Osmanlılar- ile Polonyalılar’ın ilk ilişkileri ticaret. Polonya zenginleri ve din adamlarının giysileri Bursa ipekli dokumalarından yapılırmış. Osmanlı’dan aldıkları halı ve kumaş dokumaları şato ve evlerinin duvarlarına süs olarak asarlarmış.

Küçük tur rehberimiz (ve onun sarı saçlı, Polonyalı tipli bebeği) bize sergiyi gezdirirken kumaş çizmeleri bulmamızı istedi, zira afişlerden birinde yer alan ve bizim ipekli kumaşlardan yapılmış çizmeler rehberimize çok enteresan gelmişti. Biz de bulduk.

Sergi  afişlerinde kullanılan resimde Polonyalı bir grubun Osmanlılar tarafından karşılanışı var. Oradaki Osmanlılar Avrupalıların bizi genelde gördüğü  gibi göbekli, bıyıklı ve şalvarlılar. (Doğru mu dersiniz?) Sonra rehberimiz bize sordu, afişte kullanılan kesitte kaç kişi varmış dersiniz? 150 kişi! 

Giysiler, halılar, haritalar, savaş ekipmanları, o döneme ait tarihi bilgiler, çadır ve Osmanlı “delil”lerinden esinlenerek geliştirilmiş “hussar”ı gördük. Rehberimiz at ve çadırla ilgilendi, biz diğerleriyle. Hussar neymiş ben sesli okudum, rehber de hemen buldu bize  gösterdi. Ağır zırhlı, baş ve omuzlarına kanat takan, soylu ve kahraman, atlı savaşçılar.

SSM Polonya Pulsar afis ssm polonya 150

Polonyalıların tarihte Avrupa’da nasıl Almanya, Rusya ve diğerlerinin arasında kaldığını okuduk. Çok bilinen iki ismin iki Polonyalı olduğunu hatırladık: Güneş sistemini bulan Kopernik ve romantik piyanist Chopin. Bugün İstanbul’un en özel köylerinden biri olan Polonezköy’ün ilk kurucularının neden geldiklerini öğrendik.

Diğerleri değilse de, Chopin rehberimize bir şey ifade etti, zira evde çocuklar için hazırlanmış hoş bir Chopin kitabımız vardı. Doğan Egmont yayınları Klasik Müzik Masalları serisinden Dağınık Oda’yı size de tavsiye edelim.

Serginin devamı daha çok biz büyüklereydi, 1800’lerde Osmanlıların Ruslardan kaçan Polonyalıları teslim etmediğini, Kırım Savaşı’nda da Osmanlıya iki tabur gönüllü Polonyalı’nın yardım ettiğini, Nazım Hikmet’in de annesinin dedesinin de Polonya’dan gelip burada Türk tabiyetine geçen ve Türk milliyetçiliğinin temellerini atan bir kitabın yazarı olduğunu öğrendim.

Çıkışta kızımıza sorduk, gezinin en çok hangi bölümüne sevdin diye, bize rehberlik yapmayı sevmiş. Sonra da, hazırladığı kumaş tasarımı ile nasıl perde yapabileceğimizi sordu! 🙂

ssm kumas tasarımı - anne cocuk etkinlik

Öneri: 15 Haziran’dan önce yavrunuzla-ya da yalnız- bir gün Sakıp Sabancı Müzesi’ne gidin, daha önce Polonya ile ilgili öğrendiklerinize hem farklı bir bakış açısıyla bakın, hem de Emirgan’da Boğaz havası alın derim. Biz nisanda gittik, bahar havası aldık, siz de ilk yazı koklayın.

 

 

 

Eğitim, Müze, Resim / Sergi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kokular, renkler derken… Parkta gözlem avı

annedisaricikalim park

Kokular, renkler derken doğada her gün bir öncekinden farklı bir oluşum var. Usul usul, sessizce geliyorler, geçiyorlar. Pencerenin içinden mevsimin nasıl değiştiğini anlamak zor.

Arka bahçemiz yok, orada doğanın uyanışını seyredemiyoruz, ormanın yanında da yaşamıyoruz.

Biz de parka gidiyoruz. 🙂

Mayıs başında bir hafta sonu bizim kızlarla civardaki bir parkta, bahara ait yeni neler görebiliriz acaba diye “gözlem avı”na çıktık.  Acaba bahara ait, uyanmamış bir dal veya ağaç görebilecek miydik?

Epeyce yürüdük, üzerimize atlayan köpekler, sarı gagalı siyah kuşları gördük ama uyanmamış bir dal kalmamıştı. Sonunda kızım “işte” diye bağırdı! Gerçekten yeşil ya da çiçekli değildi, ama sadece kesik bir kütüktü! 🙂 Sayılmazdı ama işe yaradı, üzerine  oturup etrafa baktık…

parkta kutuk

… Ve önümüzden bir sürpriz geçti:  parkta dolaşan şu iki arkadaş! Belli ki kendilerini temizleyebilecekleri bir su kenarında yaşamıyorlardı ama kendi adımıza biz bu ördeklerle karşlaştığımıza sevindik. Ördekler kenarda küçük bir su birikintisi bulup orada bir şeyler yediler, biz solucan bulmuş olduklarını umut ettik.

parktaki ordekler

Parkta dolaşıp etrafa dikkatli bakmaya devam ederken, bizim cüceler her zaman karşılaşmayacakları çok heyecan verici (!) iki şeyle daha karşılaştılar: mantarlar. Çok küçükken Sami Kefeli Çiftliği’nde dolaştığımız ve mantarlarla karşılaştığımız zamanı hatırladım; ben de çok heyecanlanmıştım. Bugün çok hazırlıklıydım, reklamlardaki Ayşe Teyze gibi çantamdan (çamaşır suyu deği) bir büyüteç çıkartıp onlara verdim, onlar da ilgiyle mantarların altını, üstünü incelediler.

parkta mantar ve tuy buldukparkta mantar kesfi

Sonra da bizim şu anki şartlarımızda ulaşılabilir olan- oyun alanındaki – at ve eşeklere bindiler. Malum bizim çocuklarımız eşekleri bile hayvanat bahçesinde görüyorlar.

oyun alanindaki at ve esek

Böyle bir parka yakın olduğumuz için müteşekkir, çocuklarımız zamanın geri kalanını oynayarak geçirdiler, biz anneler de sohbet ettik…

Öneri: 2 liralık bir büyüteç parka değişik bir bakış açısı katabilir. Çantanıza atın derim.

Açık Hava, ördek, mantar, Park içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İnsanın içi artık ne ister ki…

Soma

Soma,

Soma’lı,

Soma’daki çocuklar, anneler, babalar…

Soma’lı çocuklar dışarı çıkmak istiyorlar mı acaba? Ya anneleri?…

Hepimizin başı sağolsun 😦

 

Yaşam içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın